Avrupa Güvenlik Ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)


AGİT'in İngilizce kısatma adı OSCE'dir.

AGİT, Avrupa-Atlantik bölgesinin Vancouver’dan Vladivostok’a kadar uzanan geniş coğrafyasının en geniş katılımlı uluslararası örgütü Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’dır. 2010 itibarıyla 56 üye ülkenin yer aldığı örgüt, 1973’te yola Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) olarak çıkmış, Soğuk Savaş’ın ardından bölgesinde doğan yeni ihtiyaçlarla birlikte yeni bir kurumsallaşmaya giderek 1995’te Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) (Organization for Security and Co-operation in Europe: OSCE) adını almıştır. Soğuk Savaş’ın Yumuşama (détente) döneminde Batı ve Doğu Blokları ile tarafsız devletlerin bu bölgede güvenlik ve işbirliğinin sağlanması amacıyla bir araya gelmesiyle ortaya çıkan örgüt, bugün demokrasinin gelişmesinden insan ve azınlık haklarının korunmasına, çatışmaların önlenmesinden çatışma sonrası rehabilitasyona yönelik çalışmalara uzanan geniş kapsamlı bir faaliyet alanına sahiptir.


AGİT’i diğer uluslararası örgütlerden ayıran en önemli özelliği, bir örgütün devletlerden ayrı varoluşunu temellendiren en önemli belge olan kurucu bir antlaşmaya sahip olmaması, dolayısıyla klasik bir uluslararası örgüt portresi çizmemesidir. Tam da bu nedenle AGİT’in ayrı bir hukuki varlığının olduğu şüphelidir. Fakat yine de AGİT organlarıyla ve faaliyetleriyle bir uluslararası örgüt gibi hareket etmektedir.

AGİT’in Tarihçesi

1962-Küba Krizi’yle dünya iki kutuplu Soğuk Savaş düzeninin en kritik dönemlerinden birini yaşadı ve nükleer bir savaşın eşiğine geldi. Ancak ilginç bir şekilde bu kriz olumlu bir sonuç doğurarak iki kutup lideri ABD ve SSCB arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının da başlangıcı oldu. Soğuk Savaş artık “soğuk” veya “savaş” olmaktan çıkmış; daha çok iki süper güç arası rekabete dönüşmüştü. Özellikle Avrupa’da Batı ve Doğu Blokları arasındaki ayrım netti; ABD ve Batı Almanya’nın Doğu Almanya’yı tanımasıyla statüko daha da netleşti. 
1970’lere gelindiğinde Avrupa için Soğuk Savaş, iki blok arasındaki ayrıştırıcı çizginin kabulüne dayalı bir politika hâlini almıştı. Bu döneme Yumuşama (détente) dönemi adı verildi. Bu ortamda SSCB hem Avrupa’nın bölünmesinin de facto olarak onaylanmasını hem de Doğu ve Batı Blokları arasında ekonomik işbirliğinin gelişmesini amaçlıyor; bu amaçla iki blok arasında güvenlik sorunlarının ve işbirliğinin ele alınacağı bir toplantı yapılmasını istiyordu. Batı Bloku bu talebe şüpheyle yaklaştı fakat yine de bu tarz bir toplantının olası faydaları da göz ardı edilemeyecek önemdeydi.

Özellikle insan hakları konusunun gündeme getirilmesiyle SSCB üzerinde bir baskı sağlanabilirdi. NATO ve Varşova Paktı üyesi olmayan İsviçre ve İrlanda gibi Avrupa devletleri de Avrupa güvenliğiyle ilgili sorunların bu iki örgüt dışında bir düzlemde masaya yatırılmasından yanaydı. Öte yandan Avrupa Topluluk’u üyesi devletler NATO’nun diğer iki üyesi ABD ve Kanada’nın da bu süreçte yer almasını istiyorlardı. Sonunda 1972’de ön görüşmeler başladı ve ardından bütün Avrupa devletlerinin ve ABD ile Kanada’nın da katılımıyla 1973’te Helsinki’te Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı toplandı. Doğu ve Batı arasında bir diyalog ve müzakere platformu oluşturmak amacıyla düzenlenen Konferans’ın ilk önemli çıktısı iki yıl süren müzakere sürecinin ardından 1 Ağustos 1975’te imzalan Helsinki Nihai Senedi oldu. Helsinki Nihai Senedi hem bu sürecin en önemli çıktısı hem de Yumuşama döneminin en önemli sembollerinden biri olacaktı.

1975-Helsinki Nihai Senedi

Günümüz Avrupası’nın temel belgelerinden biri kabul edilen 1975-Helsinki Nihai Senedi, bir uluslararası hukuk antlaşması değildir. Yasal bir belge olmadığı için katılan devletlere yönelik yasal bir bağlayıcılık veya Nihai Senet’te belirlenen ilkelerin ihlali durumunda herhangi bir yaptırım uygulama yetkisi söz konusu değildir. Katılan devletler sadece Helsinki Nihai Senedi aracılığıyla siyasi taahhütlerde bulunmuşlardır. Helsinki Nihai Senedi’nin önemini iki açıdan ele almak mümkündür.

İlki, bu Senet’le birlikte güvenlik tanımının siyasi ve askerî anlamını aşarak genişlemesidir. Siyasi ve askerî sorunları da içeren ama insan haklarından ekonomiye, çevre sorunlarından bilimsel alanda işbirliğine kadar pek çok konuya değinen bir metin ortaya çıkarılarak ortak güvenlik kavramı geliştirilmiştir.

İkinci önemli nokta, Helsinki Nihai Senedi’nin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’nı kurarak Soğuk Savaş döneminde iki blok arasındaki en temel diyalog platformlarından birini oluşturmasıdır. Ortaya çıkanın tam bir uluslararası örgüt olduğunu söylemek mümkün değildir. Düzenli aralıklarla hükümetler arası düzeyde toplanması planlanan gevşek bir örgütlenme söz konusudur fakat atılan bu temel Soğuk Savaş sonrasında AGİT’in kurumsallaşmanın temelini oluşturmaktadır.
1975-Helsinki Nihai Senedi katılımcı 35 devletin arasındaki ilişkilere rehberlik edecek bir İlkeler Bildirisi içermektedir:
1. Egemen eşitlik ve egemenliğe saygı
2. Kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidinden kaçınma
3. Sınırların ihlal edilmezliği
4. Ülke bütünlüğünün korunması
5. Anlaşmazlıkların barışçıl yollardan çözümü
6. İçişlerine karışmama
7. Düşünce, din ve vicdan özgürlüklerini de kapsamak üzere insan hakları ve temel özgürlüklere saygı
8. Halkların eşitliği ve kendi kaderlerini tayin hakkından yararlanması
9. Devletler arasında işbirliği
10. Uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerin iyi niyetle yerine getirilmesi
Bu 10 ilke dışında Helsinki Nihai Senedi “Üç Sepet” adı verilen üç ayrı boyuta sahiptir. Bunlar siyasi ve askerî boyut, ekonomi ve çevre sorunları boyutu ile insane boyuttur.

Siyasi ve Askerî Boyut

Güvenliğe ilişkin konularda karşılıklı güvene dayalı bir güvenlik anlayışını geliştirmek bu sepetin içeriğini oluşturur. Karşılıklı güvenin inşası için şeffaşığa önem verilmektedir. Bu amaçla sayılan önlemler, devletlerin büyük çaplı askerî harekâtlarının ve askerî kuvvet kaydırmalarının önceden duyuru konusu yapılması ve devletlerin karşılıklı olarak birbirlerinin askerî harekâtlarına gözlemci olarak davet edilmesidir. Karşılıklı güven inşasının bir diğer anahtar kavramı da silahsızlanmadır. Katılan devletler silahsızlanmayı oluşturmaya yönelik çabaların herkesin yararına olduğunu Helsinki Nihai Senedi aracılığıyla kabul etmektedirler. 

Öte yandan egemen eşitliklerinin ayrılmaz parçası olarak katılan bütün devletlerin güvenlik çıkarlarına saygı ibaresini eklemeyi de unutmamışlardır. Her ne kadar bu sepetteki silahsızlanmaya yönelik taahhüt daha sonra gerçekleşecek silahsızlanma görüşmelerinin ve antlaşmalarının temeli kabul edilse de son ibarenin de tüm bu görüşmelere ve antlaşmalara rağmen ulusal çıkar üzerinden meşrulaştırılan silahlanmanın “meşru” mazeretini oluşturduğunu söylemek mümkündür.

Ekonomi, Bilim, Teknoloji ve Çevre Alanlarında İşbirliği Boyutu  

Katılımcı devletler arasındaki ticaretin geliştirilmesi, sanayide işbirliğine gidilmesi ve ortak çıkara yönelik projeler üretilmesi, bilim ve teknolojide işbirliği ile ortak çevre sorunlarına eğilinmesi bu sepetin öngördüğü işbirliğini sağlamak için sayılan önlemlerdir. Fakat tüm bu önlemler varsayılan bir barış ve istikrar havasına dayalı olarak kaleme alınmıştır. Her ne kadar Yumuşama döneminde imzalansa da sayılan bu amaçları tam anlamıyla hayata geçirebilecek koşulların mümkün olmadığı görülecektir. Bu sepetin baştan itibaren ayrıntılı ve derinlikli bir şekilde ele alınmaması bu boyutun günümüzde de AGİT’in zayıf kalan yanlarından biri olmasına neden olacaktır. 

İnsani Boyut

Halklar arasındaki temasın geliştirilmesi, sınır değişiklikleri nedeniyle bölünen ailelerin birleştirilmesi, farklı devletlerin vatandaşlarının evliliklerinin kolaylaştırılması, devletler arasındaki seyahatlere dair önlemlerin esnekleştirilmesi gibi konular bu sepet dâhilinde yer almaktadır. Devletlerin ve vatandaşlarının karşılıklı olarak birbirlerinin kültürlerinden haberdar olmalarının sağlanması da yine bu sepet içindedir. Eğitim alanında değişim ve işbirliği de bu sepetin öne çıkan konularından biridir. Özetle, bu sepetin iki blok arasındaki kültürel yabancılaşmayı azaltma amacı taşıdığını söylemek mümkündür. Sepetin asıl önemiyse Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkacaktır. Özellikle Doğu Bloku’nun dağılmasıyla birlikte devletler arasında ve içinde artan çatışmalar AGİK’in bu alana yönelmesine neden olacak, bu sepet de bu yönelimin meşru zeminini oluşturacaktır.

“Konferans”tan “Teşkilat”a

1975-1989 arasında AGİK düzenlenen seminerle ve toplantılarla devam etse de heyecanını ve pırıltısını kısa sürede kaybetti. 1979’da SSCB’nin Afganistan’ı işgali Helsinki Nihai Senedi’nin sadece siyasi taahhütlerden öteye gitmediğini gösterirken 1980’de ABD Başkanı Reagan’ın Soğuk Savaş söylemini alevlendirmesiyle birlikte iki blok arasındaki güvenlik temelli işbirliği umutları da geri plana düştü. Fakat bu portre 1989’da Doğu Bloku’nun dağılmasını takiben değişmeye başlayacaktı. 

Soğuk Savaş sona ermiş ve bu dönemin koşullarına göre şekillenmiş tüm uluslararası örgütler önemli bir dönüşüm içine girmişti. AGİK de bu örgütlerden biri oldu. SSCB’nin dağılması ve Doğu Bloku’nın çözülmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni devletler, devletler arasındaki yeni çatışmalar ve ulusal azınlık sorunları AGİK’I yepyeni güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bıraktı. Hem NATO hem eski Varşova Paktı üyelerini hem de tarafsız devletleri kapsayan AGİK, bu niteliğiyle ortaya çıkan bu karmaşada farklı taraşarı bir araya getirebilme olasılığına sahip yegâne örgütlerden biriydi.  AGİK’in Soğuk Savaş sonrası dönüşümünün yönünü çizen temel belge 1990-Paris Şartı oldu. Kasım 1990’da imzalanan “Yeni Avrupa için Paris Şartı”, adından da anlaşılacağı üzere Avrupa’da yeni bir demokrasi, barış ve birlik döneminin başladığına işaret ediyordu. Cepheleşme çağının ve Avrupa’nın bölünmüşlüğünün son bulduğu ilan edilirken katılımcı devletler insan hakları ve temel özgürlüklere dayalı demokrasiye sarsılmaz bir bağlılık göstereceklerini ve serbest ekonomiye geçeceklerini beyan ediyorlardı. Ekonomik özgürlük, toplumsal adalet ve çevreye karşı sorumluluk refah için vazgeçilmez kabul edilirken serbest pazar ekonomisinin yeni geçecek olan ülkelerle işbirliğinin de altı çiziliyordu. Paris şartı, demokrasi, insan hakları ve serbest pazar ekonomisi konularını ön plana çıkararak AGİT’in yeni Avrupa’daki yeni rolünü biçimlendirirken Helsinki Nihai Senedi’nde yer alan silahsızlanma konusunu da dışlamamaktaydı. Paris Şartı’nın imzalanmasından kısa süre önce imzalanan Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması (AKKA), taraf devletler arasında saydamlığı ve güvenliği artırıcı bir adım olarak Paris şartı’yla ayrıca onaylanıyordu. Paris şartı aynı zamanda AGİK’in yeni bir kurumsallaşma sürecine girmesinin de başlangıç noktasıydı. Serbest Seçimler Oşsi, Kıdemli Memurlar Komitesi, Çatışmaları Önleme Merkezi ve AGİK Sekretaryası yeni AGİK birimleri olarak ortaya çıktı ve AGİK Parlamenter Asamblesi’nin kurulması kararı alındı. 2 yılda bir zirve yapılması ve dışişleri bakanlarının yılda bir kez toplanmaları da yine Paris şartı’nda karara bağlandı. 1994’te gerçekleştirilen Budapeşte Zirvesi’nde örgütün adının değişmesine yönelik alınan kararla birlikte bu yeni kurumsallaşma süreci tamamlanacaktı. 1995’te AGİK yerini Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatına (AGİT) bıraktı. Budapeşte Zirvesi aynı zamanda AGİT’in etnik ve bölgesel çatışmalarla daha yakından ilgileneceğinin de ilanı oldu.

1996-Lizbon ve 1999-İstanbul Zirveleri’nde de AGİT’in kurumsal yapısı gelişmeye ve faaliyet alanlarının tanımlanmasına devam edildi. 1996-Lizbon Zirvesi’nde hem 21. Yüzyıl Avrupası İçin Ortak ve Kapsamlı Güvenlik Modeli bildirisiyle AGİT’in güvenlik ve istikrarın sağlanmasındaki rolü güçlendirildi hem de AGİT Medya Özgürlüğü Temsilciliği kurularak insani boyut odağı genişletildi. Helsinki Nihai Senedi’nin askerî ve siyasi güvenliğe ilişkin ilk sepeti ile insani boyuta ilişkin üçüncü sepeti AGİT’in Soğuk Savaş sonrası yöneliminde öne çıkmıştı. 1999-İstanbul Zirvesi ve zirvede imzalanan İstanbul şartı ve Avrupa Güvenlik şartı da yine özellikle bu iki boyutu güçlendiriyordu.
1999-İstanbul Zirvesi toplandığında AGİT artık saha operasyonlarının sayısı artmış ve ölçeği genişlemiş bir uluslararası örgüttü. 1999-İstanbul şartı’nda AGİT’in tek başına varolan sorunlarla mücadele edebilmesinin olanaklı olmadığı ve bu nedenle diğer uluslararası kuruluşlarla işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiği Kabul edildi. Özellikle insani boyut içinde yer alan insan ve azınlık haklarına yönelik vurgu dikkat çekiciydi. İstanbul şartı, azınlıklara mensup kişilerin haklarının korunması ve geliştirilmesini üye devletlerin kendi içinde ve diğer üyeler ile ilişkilerinde demokrasi, barış, adalet ve istikrar bakımından temel unsur olarak kabul etti. Ulusal azınlıklara mensup kişilerin hakları da dâhil insan haklarına tam saygının başlı başına bir amaç olduğu, egemenlik ve toprak bütünlüğüne zarar vermediği, aksine onu güçlendirdiği vurgulandı. İnsan hakları, temel özgürlükler, demokrasi ve hukuk devleti AGİT’in kapsamlı güvenlik kavramının merkezinde yer almaktadır, denildi ve düşünce ve inanç özgürlüğü de dâhil insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlali, hoşgörüsüzlük, saldırgan milliyetçilik, ırkçılık, şovenizm, yabancı düşmanlığı ve anti-semitizm ile mücadele edileceğinin altı çizildi. Cinsiyet eşitliği, kadına karşı ayrımcılığın ortadan kaldırılması, kadın ve çocuklara karşı şiddetin önlenmesi de AGİT’in ele alacağı hususlar olarak sayıldı. Hukuk devletine ve yolsuzluğun önlenmesine ilişkin yükümlülükler teyit edildi. Ayrıca çatışmaların önlenmesi, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon amacıyla sivil bir girişim olan Acil Uzman Yardım ve İşbirliği Timlerinin oluşturulması kabul edildi.

Görüldüğü gibi İstanbul şartı’nda daha çok var olan ve olası çatışmalar gözetilerek insani boyut ön plana çıkarılmıştı. Bu çatışmaların önlenmesine yönelik siyasi ve askerî güvenlik boyutuysa 1999-Avrupa Güvenlik şartı’nda ele alındı. Avrupa Güvenlik şartı’nda AGİT ile diğer uluslararası örgütler ve kurumlar arasında işbirliğini geliştirmek ve bu sayede uluslararası toplumun mevcut kaynaklarını daha etkin kullanabilmek için İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformu oluşturmaya, AGİT’in barışı koruma operasyonlarındaki rolünü geliştirmeye ve böylece örgütün güvenliğe ilişkin kapsamlı yaklaşımını daha iyi yansıtmaya, AGİT’in yardım ve geniş çaplı sivil alan operasyonlarına ilişkin taleplere daha çabuk yanıt verebilmesini teminen Yardım ve İşbirliği Süratli Uzman Takımları oluşturmaya, hukukun üstünlüğünün sürdürülmesini sağlamak amacıyla polis faaliyetleri yürütebilme kabiliyetlerini genişletmeye, AGİT alan operasyonlarının planlanması ve konuşlandırılması amacıyla bir Harekât Merkezi oluşturmaya ve AGİT Daimi Konseyi altında Hazırlık Komitesini kurarak AGİT içinde siyasi danışma sürecini güçlendirmeye karar verildi. 

AGİT’in savaş ve yıkımdan tahrip olmuş toplumların rehabilitasyonu konusunda kapasitesinin geliştirilmesine de yer verilmişti. AGİT’in siyasi ve askerî güvenlik boyutuna ilişkin önemli bir adım da 11 Eylül’ün ardından atıldı ve Aralık 2001’de AGİT Terörle Mücadele Eylem Planı Kabul edildi. Katılımcı devletler uluslararası hukuka ve insan haklarına saygılı bir biçimde özgürlüğü savunacaklarını ve vatandaşlarını terörizme karşı koruyacaklarını belirtirken, terörün herhangi bir ulus ya da dinle özdeşleştirilmesine karşı olduklarını da beyan ettiler.

Özetle, Helsinki Nihai Senedi’nin ikinci sepetine ilişkin çalışmalar devam etse de, Soğuk Savaş sonrasında asıl olarak siyasi ve askerî güvenlik boyutu ile insani boyutun AGİT’in iki temel faaliyet alanı olarak geliştiğini söylemek mümkündür. AGİT’in etkin faaliyet gösterdiği bölgeyse Viyana’nın doğusudur. Kanada’dan İrlanda’ya kadar pek çok Batılı devlet örgütün üyesi olsa da AGİT’in hem eski Doğu Bloku devletlerinin pazar ekonomisine ve demokrasiye geçiş süreçlerinde oynadığı rol hem de SSCB’nin ve Yugoslavya’nın dağılmasının ardından bu bölgede ortaya çıkan çatışmalarla ve çatışma sonrası düzenlemelerle ilgili faaliyetleri örgütün çalışma bölgesinin haritasını çıkarmaktadır.

AGİT’in Yapısı ve Faaliyetleri

AGİT, 2010 itibariyle 56 üye ülkeden oluşmaktadır. AGİT’e katılmanın AGİT’in belli ilke ve standartlarını karşılamak gibi bir ön koşulu yoktur. 132 Uluslararası Örgütler AGİT bölgesine olan yakınlıkları ve kültürel, ekonomik, tarihî ve siyasi ilişkileri nedeniyle bazı Akdeniz Ülkeleri (Mısır, Fas, Tunus, Ürdün, Cezayir ve İsrail) ile Japonya, Kore Cumhuriyeti ve Tayland örgüte üye olmamakla beraber, “İşbirliği Ortakları” adı altında AGİT içinde özel bir statüye sahiptirler. 

Müzakere ve Karar-Alma Organları

Zirveler: Katılan devletlerin devlet ve hükûmet başkanlarının periyodik toplantıları dır. Bu toplantılarda AGİT’in öncelikleri en yüksek siyasi düzlemde belirlenir. Zirvelerin toplanmadığı senelerde karar alma ve düzenleme yetkisi Bakanlar Konseyindedir. Bugüne kadar 7 AGİT zirvesi yapılmıştır; bunlar sırasıyla Helsinki (1975), Paris (1990), Helsinki (1992), Budapeşte (1994), Lizbon (1996), İstanbul (1999) ve Astana (2010) zirveleridir.

Bakanlar Konseyi: Katılan devletlerin Dışişleri Bakanlarından oluşur. Devlet ve hükümet başkanları zirvesinin olacağı yıllar hariç her sene bir kez toplanır. Bakanlar Konseyinin görevi zirvelerde alınan karar ile Örgütün faaliyetleri arasındaki ilişkiyi sağlamak ve takip etmektir.
Daimi Konsey: Siyasi danışma organıdır. Aynı zamanda karar alma yetkisine de sahiptir. Katılımcı devletlerin daimi temsilcilerinden oluşur ve haftada bir kez Viyana’da toplanır.
Güvenlik İşbirliği Forumu: Silahların kontrolü, silahsızlanma ve güvenlik artırıcı önlemlerle ilgilenir. Güvenlikle ilgili meselelerde danışmalarda bulunma, işbirliğini sağlama ve çatışma riskini azaltıcı çalışmalarda bulunma ana görevleridir.

Ekonomi ve Çevre Forumu: AGİT’in ikinci sepetine ilişkin ve yılda bir kez toplanan Ekonomi ve Çevre Forumu’nda güvenliğin ekonomik ve çevresel boyutları ele alınır. Katılımcı devletleri temsil eden hükümet yetkililerinin, sivil toplum örgütlerinin, iş çevresinin ve diğer uluslararası örgütlerinin temsilcilerinin katıldığı Forum’da temel amaç rüşvetle, örgütlü suçla ve çevre sorunlarıyla mücadeledir.

Operasyonel Yapı ve Kurumlar

AGİT’in en önemli niteliklerinden biri de AGİT’İn esnekliğini korumak ve bir AGİT bürokrasinin 
doğmasını engellemek amacıyla AGİT kurumlarının bir merkezde toplanmamasıdır. AGİT kurumları farklı merkezlerde, bu merkezin bulunduğu devletin genellikle bedelsiz olarak tahsis ettiği binalarda çalışır. 
Dönem Başkanlığı: Her sene Bakanlar Konseyinde belirlenen bir devlet AGİT dönem başkanlığı görevini yürütür. AGİT dönem başkanlığını yürüten devletin Dışişleri Bakanı Dönem Başkanı sıfatına sahiptir. Dönem Başkanı AGİT’in siyasi li-derliğini temsil eder ve örgütün çatışmaların önlenmesi, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon eylemlerini denetler.

AGİT Genel Sekreteri ve AGİT Sekretaryası: AGİT Genel Sekreteri, Dönem Başkanı’nın temsilcisidir ve AGİT’in en yüksek idari sorumlusudur. Bakanlar Konseyi tarafından üç senede bir atanır; görev süresini bir dönem daha uzatma yetkisi de yine Bakanlar Konseyinindir. AGİT Sekretaryası, AGİT Genel Sekreteri tarafından idare edilir. Viyana’da bulunan ve Prag Oşsi’nden de destek alan Sekretarya’nın görevi Örgüt’e operasyonel destek sağlamaktır.
AGİT Troykası: Dönem başkanı, bir önceki dönem başkanı ve bir sonraki dönem başkanından oluşur. Troyka’nın işlevi dönem başkanlığına tavsiyelerde bulunmakla sınırlıdır. AGİT’in geçmişini, bugününü ve geleceğini temsil eder. 

AGİT Parlamenter Asamblesi: 56 ülkeden 320 üyeden oluşmaktadır. Temel amacı katılımcı devletlerin parlamentoları arasındaki diyalogu etkin hâle getirmektir. BM şartı’nın Bölgesel Antlaşmalar başlıklı VIII. Bölümü’nce tanınan bir örgüt olarak AGİT kendi bölgesindeki erken uyarı, çatışmanın önlenmesi, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon konularından sorumludur. AGİT Parlamenter Asamblesi’nin amaçları arasında bu sorumlulukları gözeterek çatışmalar ve çözümleri için gelişen mekanizmaları desteklemek, katılımcı devletlerdeki demokratik kurumları desteklemek ve AGİT’in kendi kurumlarının gelişmesine katkı sağlamak sayılmaktadır. Asamble sekretaryası Kopenhag’da bulunur.
Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Oşsi (ODIHR): AGİT’in insani boyuta yönelik ilgisinin en açık temsilcisidir. Merkezi Varşova’dadır. 1990’da Doğu Bloku’nun yıkılmasının ardından ortaya çıkan yeni devletlerin demokratikleşme sürecinde AGİT’in oynadığı rol nedeniyle Serbest Seçimler Oşsi olarak kurulmuştur. O günden günümüze seçim gözlemciliği en önemli faaliyet alanlarından biridir. Fakat 1992’de kurumun amaçları genişletilmiş ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Oşsi (ODIHR) adını almıştır. Sadece seçim gözlemciliği değil, demokratikleşme, insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, hoşgörü ve ayrımcılığın önlenmesi de faaliyet alanları hâline gelmiştir. Ulusal insan hakları kurumlarının geliştirilmesi, ulusal yasal kurumlara teknik destek verilmesi, sivil toplumun ve sivil toplum örgütlerinin gelişiminin desteklenmesi ve gazetecilerin eğitimi konularında son derece aktiftir. Terörle Mücadele Eylem Planı uyarınca uluslararası terörle mücadele antlaşmalarının ve protokollerinin uygulanmasında katılımcı devletlere teknik destek ve danışmanlık hizmeti verir. Bu yetkinin ODIHR’ye verilmesinin altında yatan en önemli neden terörle mücadele sürecinde katılımcı devletlerin insane haklarını ve temel özgürlükleri ihlal etme riskinin yüksekliğidir. ODIHR bu tip durumların ortaya çıkmasına karşı âdeta bir uyarı ve denge mekanizması olarak düşünülmüştür.

Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliği: AGİT, Soğuk Savaş sonrasında azınlık sorunlarının çözümü ve azınlık haklarının gelişimi için önemli bir referans noktası dır. 1992’de kurulan Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliği (UAYK) de bu algıyı pekiştirir. Fakat ilginç bir şekilde UAYK, AGİT’in insani boyut mekanizmasının en önemli birimlerinden biri olarak kabul edilse de kuruluşu AGİT’in çatışmaları önleme ve barışı sağlama görevi çerçevesinde meşrulaştırılmış; Yüksek Komiserlik çatışmaların mümkün olan en erken aşamada önlenmesi aygıtı olarak kurumsallaşmıştır. UAYK’nın merkezi Lahey’dedir. Daimi Konseyin himayesi altında hareket eden Yüksek Komiserin görevi, henüz erken uyarı aşamasını geçmeyen ama kendisine göre AGİT bölgesinde barışı, istikrarı ya da katılan devletler arasındaki ilişkileri tehdit eden ve AGİT Bakanlar Konseyi’nin ya da Daimi Konsey’in dikkatini ya da eylemini gerektiren bir çatışmaya dönüşme potansiyeli taşıyan ulusal azınlık sorunlarına bağlı gerilimler bakımından mümkün olduğunca erken aşamada “erken uyarı” ve gerekirse “erken eylem” başlatmaktır.

Yüksek Komiser’in görev süresi 3 senedir fakat bir dönem daha yenilenebilir. Bağımsızlık, tarafsızlık, gizlilik ve işbirliği Yüksek Komiser’in görevinin temel nitelikleridir. Yüksek Komiser’in açık çatışmaya dönüşmüş gerilimlere müdahalesi söz konusu değildir. Azınlıklara ilişkin sorunların bireysel boyutları da Yüksek Komiser’in ilgi alanı dışında tutulmuştur. Yüksek Komiser’in görevini ifa etmesine yönelik önemli sınırlamalardan biri de Türkiye, Britanya ve İspanya’nın baskılarıyla getirilmiş; Komiser’in terör eylemleri içeren sorunlarla ilgilenmesinin önü kesilmiştir. Bu engeller dışında Yüksek Komiser ilgileneceği konuları ve bu konularla nasıl ilgileneceğini belirlemekte özerktir. Fakat müdahale gerekliliği söz konusu olduğunda Yüksek Komiser’in ancak Daimi Konseyin isteği ve özel bir görevlendirmesiyle gerilime müdahale edebilmesi söz konusudur. Yüksek Komiserlik BM, Dünya Bankası ve diğer bağış yapan örgütler, Avrupa Konseyi, AB ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği içinde çalışmalarını yürütmektedir.
Medya Özgürlüğü Temsilcisi: Bu makam, ifade özgürlüğünü ve onun bir boyutu olan medya özgürlüğünü temel bir insan hakkı olarak kabul eden katılımcı devletlerin, bu kabulle içine girdikleri siyasi taahhüdü ne ölçüde yerine getirdiklerini değerlendirmek üzere 1996’da kurulmuş, ilk temsilci 1997’de atanmıştır. Merkezi Viyana’dadır. Üç sene için atanan temsilcinin görevi bir dönem daha uzatılabilir.

Medya Özgürlüğü Temsilci’nin ilk görevi katılımcı devletlerde medyada yaşanan gelişmeleri takip etmek ve ifade özgürlüğünün ihlaline ilişkin durumlarda erken uyarıda bulunmaktır. İkinci göreviyse katılımcı devletlerin AGİT’in ifade özgürlüğü ve özgür medyaya ilişkin ilke ve taahhütlerine tam uyum sağlaması için bu devletlere yardımcı olmaktır. Bu bağlamda Daimi Konsey, Dönem Başkanı, ODIHR ve UAYK’yle yakın işbirliği içindedir.

AGİT Misyonları



AGİT, güvenliği sağlamak ve demokrasi ve insan haklarının gelişmesine katkıda bulunmak için gerekli gördüğü katılımcı ülkelerde misyonlar kurmak üzere bir mekanizma geliştirmiştir. Bu misyonlar AGİT saha operasyonları olarak da adlandırılır. Bu mekanizma 1992’de Yugoslavya kriziyle birlikte ortaya çıkmıştır. Misyonlar örgütün âdeta ön cephesi, en çok görünen boyutudur. AGİT misyonları farklı büyüklüklerde farklı yetkilerle ve farklı sürelerle ve başlıklarla faaliyet göstermektedir. Genellikle misyonun büyüklüğü ve yetkileri orantılıdır. Aynı zamanda süresi de yetkilerine bağlıdır. Fakat hangi amaçla kurulmuş olursa olsun bütün misyonlar için İnsani Boyut önceliklidir. Hepsinin temel görevi demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün inşasını sağlamaktır. Bu amaçla görev yaptıkları ülkeyle uluslararası örgütlerle ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği içinde çalışırlar. AGİT misyonları geniş bir coğraş alanı kapsamaktadır fakat daha önce de belirtildiği gibi bu coğrafi alan asıl olarak Viyana’nın doğusudur. Misyonlar genelde Daimi Konsey’in kararı ve katılımcı devletlerin onayıyla kurulur. AGİT, 2010 itibarıyla yaklaşık 3000 kişinin çalıştığı toplam 18 misyon yürütmektedir.

Türkiye ve AGİT

Türkiye 1973'ten beri AGİT'in katılımcı devletlerinden biridir ve her zaman örgüt içinde aktif olarak yer almıştır. 1999 İstanbul Zirvesine ev sahipliği yapmıştır. AGİT Parlamenter Asambesi'nde 8 koltuğa sahip olan Türkiye'nin AGİT Daimi Temsilciliği  Viyana'dadır.

Türkiye ve AGİT ile arasındaki en büyük problemler ise Kürt sorunu ve seçim güvenliği olmuştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yaptığınız için teşekkür ederim :)